Doğu Akdeniz’de Çatışmaya Evrilen Süreç


Seçkin Muhammet Çakır

Seçkin Muhammet Çakır

Okunma 03 Eylül 2020, 10:06

Sevgili okurlarım, son dönemde Türk dış politikasında arka arkaya gelen çok fazla olay ve faaliyet zinciri vuku bulmuştur.Karadeniz'de gaz bulunarak enerji ihtiyacında dışa bağımlılığı azaltma noktasında 325 metreküplük bir girizgah ile önemli bir atılım gerçekleşmiştir.Enerjide dışa bağımlılığın azalması demek, yalnızca elektrik ve doğalgaz faturalarımızın azalması anlamına gelmemektedir.Aynı zamanda dış politikada özellikle Avrasya bölgesinde daha bağımsız politikalar yapılmasında önemli etkileri olacak ve Türkiye’nin bölgedeki etkinliği artacaktır.Ancak söylenmesi gerekir ki özellikle bazı kanallarda enerji ihracından ve ciddi döviz gelirlerinden bahsedilmektedir. Elbette Türkiye’nin enerji piyasasında ihraç eden bir konuma yükselmesini hepimiz çok isteriz. Ancak şu anki rezervler ve bulunması muhtemel kaynaklar,dünya enerji piyasasında ve Türkiye'nin ihtiyaçları noktasında uzun vadede büyük bir miktara karşılık gelmemektedir.Hayali olmayan,ayakları yere basan, eldeki mevcut verilerle güçlü bir strateji ve siyaset izlenilmeli,elde edilen kaynaklar gerçekçi bir yaklaşımla hem ekonomi hem de dış politikada kullanılmalıdır.

Bunun yanı sıra Yunanistan, Ege’de ve Akdeniz’de kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sahalarında krizler yaratarak arkasına Avrupa Birliği ve ABDyi de alarak Türkiye’ye sorun çıkarmaya, haklarımızı gasp etmeye çalışmaktadır. Aslında esasen ABD ve Avrupa Birliği Yunanlıları Türkiye'ye karşı bir piyon olarak kullanmaya çalışmaktadır. Askeri teknoloji, siyasi ve ekonomik olarak AB ve ABD’ye muhtaç olan Yunanistan; kendisine verilen piyonluk görevini büyük bir istek ve hararetle yerine getirmektedir. Bölgeye Fransızların gönderdiği askeri yığınak, ABD’nin 33 yıl sonra Güney Kıbrıs'a silah ambargosunu kaldırması ve silah göndermesi, Almanya'nın tavrı, Körfez ülkelerinin özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin siyasi ve askeri desteği bölgedeki hassas dengeleri arttırmaktadır.

Bunlarla beraber Yunanistan’ın söylem ve eylemleri,Türk sondaj faaliyetlerinin yakınını kapsayan Navtexilanları, sınır ihlalleri, aidiyeti Yunanlılara ait olmayan adaların Yunanlılar tarafından fiili işgale uğraması ve silahlandırılması, Yunanlıların Ege’deki karasularını uluslararası hukuka aykırı olarak 6 milden 12 mile çıkarmaeylemleri bölgede bir çatışma meydana getirecektir. Yunanistan’ın olası bir askeri çatışmada Türkiye'ye karşı koyabilme kabiliyeti yoktur.NATO'nun en büyük ikinci ordusu olarak değerlendirilen ve NATO tatbikatlarında arka arkaya 8 kez birinci olan Türkiye’nin askeri gücü Yunanlı generaller tarafından dahi kendi televizyon kanallarında dile getirilmektedir. Yunanlıların Türkiye ile bölgede krizi tırmandırma çabası kendilerinin almış olduğu bir karar kesinlikle değildir. Bölgede Türkiye'ye karşı cephe sayısı artırılarak hem Türkiye’nin enerji haklarını sınırlandırmak, hem bölgedeki işbirliği faaliyetlerini sonlandırmak, hem de güç unsurlarını farklı coğrafyalara dağıtarak Suriye’nin kuzeydoğusunda kurmaya çalıştıkları sözde Kürdistan Devleti’nden dikkatleri dağıtmak istemektedirler.

AB ve ABD Türkiye'nin yapmış olduğu müzakere çağrılarını her defasında yanıtsız bırakmıştır. Bunun sebebi Türkiye’nin uluslararası hukuka göre haklı olması ve bölgedeki haklarını koruma ve kendisine karşı tehditlere karşı durma noktasında kararlı olmasıdır.Türkiye şuana kadar sabırla ve doğru bir anlayışla yürüttüğü diplomasi dilini ısrarla kullanmaya devam etmeli ve Yunanlıların kışkırtmalarına gelmemelidir.Doğrudan silahlı saldırı olmadıkça silah kullanılmamalı, Ege’de Yunanlılar tarafından silahlandırılan adalar ambargo altına alınmalı,denizden ve karadan gelebilecek tacizler Gunboat diplomasisi ile önlenmeli (Gunboat diplomasisi:bir ülkeye karşı savaş gemilerinin ve donanma gücünün siyasi baskı yapmak amacıyla kullanıldığı bir güç gösterme politikasıdır) Türkiye'nin bölgedeki haklılığı diplomatik misyon şeflikleri ve uluslararası kanallar vasıtasıyla dünyaya anlatılmalı, basın, diplomasi, lobi faaliyetleri ve uluslararası ilişkilerde ki yumuşak güç enstrümanları titizlikle ve doğru bir strateji ile kullanılmalıdır. Yapılacak hiçbir şeyin kalmadığı noktada ise Türkiye,hakları ve güvenliğini korumada 83 milyonluk dev ordusu ile askeri müdahale seçeneğini kullanma konusunda tereddüt etmeyecektir.Olası bir Türk -Yunan Savaşı NATO'nun kısa vadede güvenilirliğini sarsacak, uzun vadede ise varlığını tartışmalı hale getirecektir. NATO, ABD’nin farklı noktalarında düzenlediği operasyonlarda hukuki meşruiyet üstlenmekte ve sorumluluğu 28 üye devlete paylaştırmaktadır.Aynı zamanda bu askeri birlik uluslararası barışı ve güvenliği sağladığı iddiasıyla yaşamaktadır. Binaenaleyh olası bir Türk Yunan Savaşı'nın etkileri sadece bölgesel çapta olmayacaktır.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.