Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye Karşı Enerji İttifakı


Seçkin Muhammet Çakır

Seçkin Muhammet Çakır

Okunma 07 Ağustos 2020, 11:57

Sevgili okurlar,gazetenizde ilk defa yazan genç bir akademisyen adayı olarak, güncel medyada çokça sözü edilen ancak sizleri kafa karıştırıcı detaylarla boğan bu konular hakkında eksik ve kimi zaman da yanlış bilgilendiren hususların ne olduğu konusunda daha net bilgiler vermeye ve öne çıkarılmayan anekdotları özgün bir lisanla sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Doğu Akdeniz diye tabir edilen Türkiye'nin güney sınırının ötesinde yer alan deniz sahasında neler oluyor? Burada ittifak halinde hangi devletler var ve bu devletler ne amaçlıyor? Türkiye'nin bölgedeki haklarını kimler neden engellemek istiyor? Bölgede Türkiye karşıtı ittifakları yaratan sebepler neler?

Hadi başlayalım...

Doğu Akdeniz'de 1999'dan günümüze kadar 2 trilyon 700 milyar metreküp doğal gaz kaynağı keşfedilmiştir. Bu rezervlerin 1 trilyon 52 milyar metreküpünü Mısır, 928 milyar metreküpünü İsrail, 198 milyar metreküpünü Güney Kıbrıs Rum Yönetimi(GKRY), 28 milyar metreküp doğal gaz kaynağı ise Filistin kıta sahanlığında yer alan Gazze Marine’de keşfedilmiştir. bunlarla beraber bölgede Mısır ve Rumlar tarafından yetki verilen özel şirketlerden İtalyan ENI 226 milyar metreküp, Amerikan “Exxon”ve Katarlı “Qatar Petroleum” ortaklığı 227 milyar metreküp doğal gaz kaynağı keşfetmiştir. Bölgede faaliyet gösteren Türk sondaj gemileri ise şu ana kadar henüz bir kaynağı keşfettiğini açıklamadı.

Dünya doğal gaz rezervinin 193 trilyon metreküp olduğu bilindiğine göre bölgede şu ana kadar 2 trilyon 700 milyar metreküp keşif gerçekleşmiştir. Amerikan Araştırmalar Merkezi verilerine göre ise bölgede en iyi ihtimalle 10 trilyon metreküp rezerv bulunduğu iddia edilmektedir. Dünya ortalamasına bakacak olursak bu kadar az enerjiyi böylesine önemli klan sebep ne olabilir? Buradaki enerji havzası petrol ile beraber ele alındığında Avrupa ve Türkiye'nin Rusya'ya olan bağımlılığına alternatif olma potansiyeli taşımaktadır. Doğu Akdeniz’deki kaynaklar Avrupa'nın 52 yıl Türkiye'nin ise 572 yıllık enerji ihtiyacını karşılayabilme kabiliyetine sahiptir.

Enerjide bağımsızlığını ilan eden bir Türkiye, Batı ve bölge ülkeler tarafından bir tehdit olarak algılanmaktadır. Bunun temelinde başta dış politikada kullanılan söylem, devlete bağlı araştırma kurumlarının ürettiği tezler, Türkiye’nin askeri kapasitesi ve tarihsel sebepler vardır. Yunan ve Rum kesimi, Avrupa ve Amerika'nın desteği ile Doğu Akdeniz Gaz Forumu (DAGF) adında bir enerji birli kurmuşlardır. Bu forumda Yunanistan ve GKRY başta olmak üzere İtalya, İsrail, Ürdün, Mısır ve Filistin vardır. Lübnan, Suriye, Libya, Türkiye ve KKTC enerji birliğine çağrılmamıştır. DAGF bünyesinde yapılan açıklama ve faaliyetlere bakacak olursak Türkiye'nin bölgedeki haklarına karşı kurulmuş bir örgüt olduğu şüphe götürmez bir gerçekliktir.

Mısır yönetimi (Sisi); Yunanistan ve GKRY ile yaptığı Kahire Deklarasyonun' da Türkiye’ye doğal gaz ve petrol araştırma faaliyetlerini durdurma çağrısında bulunmuş ve durdurmadığı takdirde askeri müdahale yapmakla tehdit etmiştir. Bunlarla beraber Amerika, İngiltere ve Fransa açıklamaları ve sahadaki uygulamalarıyla DAGF faaliyetlerine destek vermiş ve Türkiye'yi 41000 kilometrekare alana hapseden Sevilla haritalarına savunmuşlardır. Halbuki Türkiye'nin Libya ile yaptığı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmasıyla beraber bölgedeki hakkı 159954 kilometre karedir. Türkiye'nin Libya ile yaptığı MEB anlaşması Rumların; Mısır, İsrail ve Lübnan ile yaptığı MEB anlaşmalarını geçersiz hale getirmiştir. Türkiye'nin Libya hamlesi bölgedeki hakların dağılımı açısından oldukça kritiktir.

İlginç başka bir gelişme ise Yunan ve GKRY işbirliğinin Mısır, İsrail ve Lübnan ile yaptı MEB anlaşmaları uluslararası hukuka uygun değildir. Rumlar lehine; Mısır 21800 kilometrekare, İsrail 4600 kilometrekare, Lübnan ise 3957 kilometrekare deniz alanını bırakmıştır. Bu devletlerin böylesine büyük deniz alanlarını Rumlar lehine bırakması düşündürücü ve şaşırtıcıdır. Ayrıca Rumlar en son İtalya ile yaptığı MEB anlaşması ile de Arnavutluk’un deniz alanını uluslararası hukuka aykırı bir şekilde ihlal etmiştir. Lübnan, İsrail ve Mısır MEB anlaşmalarını Türkiye ile yapmış olsa çok daha fazla denizalanı ve hak elde edeceklerdir.

Binaenaleyh Türkiye bölgedeki haklarını korumak ve kazanımlarını sağlıklı bir şekilde elde etmesi için diplomaside Neo Osmanlıcı dilini terk etmelidir. Çünkü bölge ülkeler özellikle Arap ülkeleri başlarına bir “ağbi” istememekte, bu durum onları batının kucağına atmaktadır. Ayrıca özellikle Mısır, Ürdün, Lübnan gibi devletlerin iç politika konusu olan “demokratikleşme hareketlerinde taraf olunmamalı, oradaki halkların hakları yerine Türkiye kendi dış politika çıkarlarını öne çıkaran realist adımlar atmalıdır.

Bunların yanı sıra BM nezdinde devletlerin haklarını uluslararası hukuka uygun doktrinler ile geliştirerek anlatmalı, söz konusu devletleri ikna etmeli ve onların kazanımları ile ortak politikalar geliştirilmelidir. Bu politikalarda tarihsel gerçekler ve batının iki yüzlü pragmatist anlayışı güçlü verilerle ortaya konulmalıdır. Bir sonraki yazıda Forum’un nihai amacı olan EastMed Projesine Rusya’nın bölgedeki rolü basına yansımayan gerçeklikler ile ortaya konulacaktır.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.