ACININ DA ACISI VAR

ACININ DA ACISI VAR
20 Haziran 2011 Pazartesi 20:14

Bir ümit dünyası... Gözlerinden yaşlar dökülerek el açtı ve onu yaşat! Dedi.  Amansız bir hastalığa yakalanmıştı eşi. Çaresizlik içinde her geçen gün mum gibi eriyen eşine bakarak, Onu yaşat! demekten başka hiçbir şey söyleyemiyordu. Mecali kalmamıştı. Umutsuzluk karanlık gibi kaplıyordu her yanını.

 

Yıllardır her çileye beraber göğüs gerdiği, can parem dediği eşine ömrünü adamıştı. Onsuz olmaktansa yokluğuyla yok olmak daha iyiydi. Boğazında düğümleniyordu geçmişin izleri.

 

Can verende, canı alan da O. Dualara, yakarışlarla cevap veren O. Ancak ondan medet bekliyordu. Hayrı da şerri de bilen O. Takdir dairesinde kader tecelli edecekti.

 

Dünya bir sahne değil miydi? Bu sahnede niceler şahtı, padişahtı, sultandı… Ama hepsi geldi geçti. Devrildi tahtları, saltanatları. Bunun farkındaydı ama kabullenmek oldukça zordu. Herkesin dilinin altındaki ölüm denen korku, onun da kollarına sarılıvermişti. Er ya da geç koparıp alacaktı en değerli varlığını, sevdiğini bunu biliyordu.

 

Bu olumsuzluklar içinde günlerce uykusuz kalan, yorgunluktan ağırlaşan bedeni ayaklarına tonlarca yük haline gelmişti. Göz kapakları saatlerce kapanmak üzere derin bir uykuya daldı. Rüya âleminde bir seyahate başladı. Uzun bir yolda yürüyordu. Yürüdüğü yolun her iki yakasında evler sıralanmıştı. Sağa sola bakınarak yolda yürümeye devam ediyordu. Evlerin hiçbirinden ses gelmiyor, canlı bir mahlûkatın izine rastlanmıyordu. Yolda ilerledikçe kalp atışları hızlanıyordu. Güpegündüz birden hava karardı, sanki sahne ışıklarının kapanması gibi... Birden durakladı, sağa sola bakınmasına rağmen zifir karanlıkta bir şey göremiyordu. Korku ve panik içinde bağırmaya başladı. Sonra bir ışık belirdi. Işığın ardından bembeyaz yüzlü biri, karşıdan çıkageldi. Elinde bir kitap vardı ona uzattı ve bir anda beyazlar içinde kayboldu.

Merakla kitabı açtı ve okumaya başladı. Bir zamanlar her şeyin derdi var; ölümün bile! diyen Lokman Hekimin kitabıydı. Merhem bekliyordu derdine; kitabın içine düşmüştü adeta. Sevdiğimin çilesi son bulacak, dermansız canı can bulacak, şifaya kavuşacak diye ümitlenmişti. Birden hastanede yapılan anonsla irkildi ve uykusu bölündü. Rüyanın etkisinde kalmıştı ki, hay aksi, anonsun zamanı mıydı? Dedi. Eşinin yanına gitti son haline baktı doktorlar  başında “bir ümit diyerek, ellerlinden gelen her şey yaptıklarını bir bakışla anlatmaya çalıştılar.”  O da büktü boynunu.

Eşinin yatmış olduğu hastane odasının karşısında bir oda daha vardı. O odadaki Refakatçi koridora çıktı, karşıki odanın kapısını açık görünce : “Geçmiş olsun Allah şifa versin.” Dedi. “Hastane kantinine gideceğini ifade ederek çay ısmarlayabileceğini” söyledi. Kantinde önce tanıştılar, dertlerini anlattılar birbirlerine. İkisinin de gönlü mahzundu. Gözyaşlarını içlerine akıtarak sevdikleri için her fedakârlıkta bulunabileceklerini dile getiriyorlardı.

Bu sohbeti işiten kantinin çaycısı yanlarına geldi. Geçmiş olsun dedi. Ve size bir hikâye anlatayım da dinleyin, bir yandan da çaylarımızı yudumlarız dedi. Başladı anlatmaya:

Tek oğlunu kaybeden üzüntü içindeki Doğu Türkistanlı kadın bir din adamına gider ve hangi duaları etsem, hangi büyüleri, sihirleri yapsam oğlumu bana geri getirir? diye sorar. Ona birkaç teselli sözü söyleyip, geri yollamak yerine; din adamı: “Bana asla acı tatmamış bir evden, bir hardal tohumu getir. Onu, senin yaşamından acıyı yok etmek için kullanacağız” der. Kadın hemen bu büyülü tohumu aramaya başlar. Çok güzel, kocaman bir evin önüne gelir ve kapıyı çalar.

Asla acı yaşamamış bir ev arıyorum. Burası öyle bir yer mi? Bu benim için çok önemli diye sorar. Onu içeri alırlar ve sen yanlış yerdesin diye söze başlarlar. Daha sonra son günlerde başlarından geçen tüm trajik olayları anlatmaya koyulurlar. Kadın kendi kendine düşünür. Bunlar benden daha acılı, bunlara birinin yardımcı olması gerekir. Ve orada kalıp onlara yardımcı olmaya karar verir. Daha sonra başka evler aramayı sürdürür, acısı olmayan. Ama nereye gitse her birinden acı dolu binbir hikâye duyar. Ancak insanların acılarını azaltabilme işine öylesine kendini kaptırır ki neredeyse oğlunun acısını ve onu unutturacak olan hardal tohumunu aramayı unutur. Böylece yavaş yavaş acı onun yaşamından çıkar gider...”

Acının da acısı vardır. Önemli olan her acıya göğüs gererek, elden gelen şeyleri yaparak gerisini takdir dairesine bırakmak en doğrusu olacaktır. Her nefis bir gün ölümü tadacaktır. Asileşmek veyahut kadere karşı gelmek hiçbir şeyi değiştirmez. Acıları hissedip en aza indirmek için sevgiyi kullanmak en güzel ilaçtır. Sevgi acıları yok eder, panzehirdir. Allah hasta olanlara şifa versin.

Saygılarımla, hoşça kalın...!

 

Ramazan Osma

İletisim icin: furkanmete_55@hotmail.com

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
AYTAÇ AKIN - 7 yıl önce
Sn. OSMA YÜREĞİNE SAĞLIK. HASTA OLMAK ZOR, HASTA YAKINI OLMAK VE SEVDİĞİN KİŞİYE ÇARE OLAMAMAK ÇOK ZOR, BİR DE HASTA BAKMAK HEPSİNDEN ZOR..
SABIR TAŞI OLMAK GEREKİYOR BAZEN.
GERZE'DE Kİ TÜM HASTALARIMIZA ŞİFA, BAKAN KİŞİLERE BOL BOL SABIRLAR DİLİYORUM. ONLARIN EMEKLERİ O KADAR KUTSAL Kİ.
DÜN VEFAT EDEN CEMAL KALAFAT'A ALLAH'TAN RAHMET ,YAKIN AİLESİNE SABIRLAR DİLERİM. SAYGILARIMLA
Avatar
Nihal - 7 yıl önce
Bir Müslüman'a herhangi bir musibet, bir sıkıntı, bir keder, bir üzüntü, bir eziyet, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken bile batarsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.
Avatar
saltuk buğra bıçak - 7 yıl önce
Mevlamızın eş-Şafi ismi ile tecelli edip tüm hastalarımıza acil şifalar vermesini temenni ederim. Yazarlık hayatında kıymetli kardeşim Ramazan'a başarılar dilerim..