banner122

Düşünmek Farzdır-2

Düşünmek Farzdır-2
12 Ekim 2012 Cuma 22:08

Birkaç yıl önce (isteyenin Youtube’da rahatça bulabileceği)  beni bir hayli etkileyip düşünmeye sevk eden bir hayat hikâyesi izlemiştim. Bu hayat hikâyesinde, İncil ve Tevrat’ta ki çelişkileri fark eden Amerikalı genç bir papaz adayının kendisini, İslamiyet’e götüren olaylar sinsilisinde, aklını kullanma süreci beni oldukça etkilemişti. “Hikâyemden umarım ders çıkarırsınız, yoksa benim hikâyemi anlatmamın hiçbir anlamı yok ”diyen konuşmacının,  müslüman olma sürecinde benim aldığım ders, aklın ne muhteşem bir yol gösterici ve hakikate ulaşma aracı olduğuydu.
Papaz adayı genç; kutsal kitabında ki çelişkileri gördüğünde Hıristiyanlıkta ki ana günahı işler. Soru sormak! Bu sorularının karşılığında, din adamlarından (papazlar)hep benzer cevapları alır;  “derin sulara daldın. Az bir bilginin seni imanından etmesine izin verme. Seni kurtaracak bilgi/akıl değil imanındır. Evet elimizde kusurlu bir kitap var, ama biz bu kusuru imanla gideriyoruz.” cevabı, gencin Hıristiyanlığa olan inancını yerle bir eder. “Tanrı bana bir sebepten dolayı akıl verdi. Eğer benim aklımı kullanmamı istemeseydi, sebep ve mantığı ortadan kaldırırdı. Beynimde ki bu kısmı da kaldırıp imanla doldururdu.” düşüncesinden yola çıkarak neredeyse bütün dinleri araştırır ve kutsal kitaplarını okur; lakin hiçbirisi aklına yatmaz.  Hepsinde ortak hakikatler olduğunu görmekle birlikte, hepsinin kusurlu, değiştirilmiş olduğunu fark eder. Oysa o,  akılla çelişmeyen bir kitap/din aramaktadır.  Çünkü “Tanrının kitabı kusurlu olamaz, çünkü Tanrı mükemmeldir” düşüncesine sahiptir. Daha önce İslam’la ilgili,  kendisinde önyargı oluşmasına sebep olacak bir kitap okumuş olmasından dolayı, İslam’ı uzunca bir müddet araştırmaz. Daha sonra bir vesileyle müslümanlarla tanışır. İslam’ı anlatmaya başladıklarında “bırakın kitap kendini anlatsın!” diyerek üç gün içinde Kur’an’ı İngilizce mealinden bitirir. İlk gece Kur’an’ın Allah’ın kusursuz kitabı olduğuna iman eder ve İslam’a kalbini açar. Çünkü ilk defa içinde çelişkiler barındırmayan akla aykırılık teşkil etmeyen bir kitapla karşılaşmıştır.
Kur’an’da düzinelerce yerde geçen düşünme ve aklını kullanma emrine rağmen, aklı sürekli aşağılayan günümüz insanları/dindarları, farkında olmadan İsevilerin Hıristiyanlığa yaptığı şeyi, dinlerini hayatın dışına itme eylemini gerçekleştirmiş oluyorlar. “Evet, akıl dışı ama ben inanıyorum” diyerek dinlerini, toplumsal hayatın dışına itiyorlar. Oysa bütün işlerinde akıllarını sonuna kadar kullanan, yaş tahtaya basmayan bu insanlar, söz konusu din olunca, birden dumura uğrayıp, düşünme yeteneklerini kaybediveriyorlar. Hele hele rivayet (hadis) alanında düşünmeye neredeyse yasak konmuş durumda. Düşünmek, aklederek inanma isteği, adeta imansızlık olarak görünüyor. İçtihat kapısının kapandığı iddia edilerek ”ne gerek var canım, sizin yerinize atalarımız çoktan düşündü” denilerek, aklın şükrünün düşünmekle olduğu unutulup, İslam ata dinine çevrilmiş, akıl da çöp kutusuna atılmış oluyor.   Oysa dünya işleri akılla yürüyor, dünyevi faaliyetler akıl dışılığı kabul etmiyor. Akıl dışılığa doğru yozlaştırılan Hıristiyanlığın, hayatın dışına çekilme sürecini, tarihten ders çıkarmasını bilmeyen ve “müslüman aynı delikten iki kere ısırılmaz” hadisi şerifini hiç duymamış gibi davranan müslümanların bu tür  yaklaşımları yüzünden, İslamiyet’te de aynen yaşanıyor. Zamanında Hıristiyanlığa yapılan “madem akıl dışı al dinini kilisene çekil” muamelesi, müslümanların aklını kullanma zafiyeti sayesinde İslamiyet’e de yapılıyor.  "madem akıl dışı al dinini camine çekil!"
Ayetler ışığında akıl ve kalp konusunu incelediğimizde, yüce Allah’ın aklı hiçbir şekilde yerip aşağılamadığını, aksine aklı ve aklı gereği gibi kullananı takdir ettiğini görürüz.  Kalp konusunda ise yüce Yaradan’ın, kalbin farklı hallerinden (hastalıklı kalp, kayan kalp, kinli kalp, inkârcı kalp vs…) bahsederek, bizi sürekli uyardığını ve kalp hususunda dikkatli olmamız gerektiğini vurguladığını görürüz.
Kur’an’ın akılla ilgili söylediği şeylerin özü şudur: “Ey insan! Bedeninin sultanı olan kalbine, hakikate ulaşmanın aracı olan aklını danışman eyle. Çünkü karar kalbinden çıkıyor, aklından değil.   Aklı danışman tutmayan, aklın ve vicdanın dizginlemediği kalp, güdülerin ve arzuların esiri olur. Kullanılmayan akıl ise vicdanla beraber zamanla körelip örtülür. Aklın rehberliğinden mahrum bir hayat ise batağa saplanmaktır. ”Allah pisliği aklını kullanmayanların üzerine kor.  (Yunus/100)
 Fıtrata uygun olan, akıl ve kalbin birbiriyle uyum içinde çalışmasıdır. İşte o zaman vicdanın çığlıkları kesilir ve kalp mutmain olur.
 

İlgili Galeriler
banner136
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.