ÖDEME GÜÇLÜĞÜ

ÖDEME GÜÇLÜĞÜ
20 Mayıs 2011 Cuma 13:48

Günümüzde Ödeme Güçlüğü  hepimizin yakından bildiği, bizzat yaşamasak dahi çok yakınlarımızdaki kişilerde gördüğümüz bir durum haline gelmiştir. Bu yazının konusu yakın zamanda Torba Kanun olarak bilinen ve Af kapsamına girmeyen Banka Kredi borçlarıdır. Bu nedenle değerlendirmeye esas olan,  Kamu kurumlarına veya af kapsamında sayılan kurumlara borcu olan kişiler değil daha çok bu kapsamda yer almayan borçlulardır.

 

A- Ödeme Güçlüğünün Kişilere Yansımaları;


2009 Yılında Dünyada finans sektörü bunalımı olarak ortaya çıktığı uzmanlarca dile getirilen ve bu nedenle tüm dünyayı etkisi altına aldığı belirtilen krizin kimi uzmanlarca çok hafif atlatıldığı ifade edilmektedir. Bu dönemde Dünya ölçeğinde bir çok banka batma durumunda iken bizde durum sanki daha farklı gibidir.  Zira bankacılık sektörü içerisinde batan – kapanan, el konulan finans kuruluşu yoktur. Sanırım bunun nedeni 2001 krizi ile bu sektörün güçlendirilmiş olması ve yasal anlamda belki de hem denetlenmesi hem de ayrıcalıklandırılmasıdır. Bu sektörü kısaca bankacılık sektörü olarak ifade edeceğim.


Güçlendirilen bu sektör 2001 yılından sonra sürekli tüketimi, borçlanmayı pompalayan bu amaçla her halde bile gelirin neredeyse olmasa bile yeter ki harca politikası sonucu sokak aralarında ve herkesçe malum şekilde adeta havada uçuşurcasına kredi kartı ve kredi dağıtmış böylece toplum cebindeki parası kadar değil olmayan parası veya olmasını arzuladığı parası kadar harcamaya kasten yönlendirilmiş bunun sonucunda ve para puan, maxipuan v.b. Puanlama yöntemleri – promosyonları ile adeta toplum çılgınlaştırılmıştır. Tüketimin bu denli hızla artması gerçekte üretimi ve ihtiyacı bu oranda olmayan ülkemizde suni bir talep artışına dolayısı ile ithalatın da bu yolla artmasına neden olmuş, çocuğumuzun gelecek yıl okul masraflarının ne olacağını dahi düşünmeden 36 ay, 60 ay ve 120 ay hatta 240 ay gibi acayip vadelerle geleceğimizi rehin verme özentisine sürüklemiştir. Sanki  hiç sonbahar – kış olmayacak her zaman o an içinde olduğumuzu sandığımız bahar – yaz havası ömrümüzün sonuna kadar aynen devam edeceği duygusuna itilmiştik.


Aradan çok süre geçmeden ya hastamız oldu, ya işten çıktık, ya boşandık, ya da bir başka nedenle yaşam düzenimiz değişti ve başlangıçta düşük gelen taksitlerimizi ödeyemez hale geldik. 10 yıl vade ile aldığımız konut kredisini daha 2. yılında, ödemeyemedik. Taksitlerimizin ikincisini de ödeyemeyince bütün borçlarımız muaccel oldu. Ve banka bizden tamamını geri istedi. Daha birikmiş 5 -6 taksiti ödeyemez iken önümüzdeki tüm taksitleri birden ödenmemiz istendi. Bu yolda icra takibi yapıldı. Masraf ve vekalet ücreti ile ve kendi deyimleri ile borcun kat edilmesi sonucu borcumuzun gücümüzün çok üstünde ve aynı anda ödenmesi istendi. Kurtulma ümidi ile yeniden kredi veren kuruluşa gittiğimizde borcun tamamını öde yoksa evini satarız cevabını aldık. Evimizi kendimiz satalım dedik olmaz önce borcu öde dediler. Birikmiş taksitleri ödeyelim geri kalanını yeniden değerlendirelim dedik, bu defa da daha vahim seçeneklerle karşı karşıya kaldık. Kalan borcumuz için evi size verelim dedik. Olmaz arada rehin dışı kalan faiz alacağımız var onun içinde icra işlemi başlattık onu da ödemen lazım dediler. Vel hasıl aklımıza gelen bütün seçenekleri sunduk. Hep bir yukarısı gösterildi ve orası bilir dendi. Bütün bunların sonunda örnek olsun diye belirtiyorum. 60,000.TL. Borcumuz için 100.000.,00.TL. Ederindeki evimiz 40.000,00.TL’ ye satıldı. Ve üstüne 20.000,00.TL. Faiz ve masraflarla belkide 25.000,00.TL. Para istenmeye devam edildi. Hem o ana kadar ödediklerimizden olduk, hem evimizden olduk hem de çocuklarımıza üstüne borç bıraktık.  Bireysel kredilerde ve kurumsal kredilerde de aynı yol – yöntem izleniyor. Aynı bankaya 1.000,00.TL. Yatırdığınızda iki yıl sonra yaklaşık olarak en iyimser 1.200,00-1.250,00.TL. Geri alırken aynı bankadan bu miktar kredi için geriye icra takibi, vekalet ücreti, masraflar ve fahiş faizi nedeni ile yaklaşık 3.000,00.TL. Ödememiz istenmektedir.


Bu durumu sadece “ .....Canım herkes ayağını yorganına göre uzatsın. Kimse ona zorla kredi vermedi. Al demedi. Madem ödeyemeyecekti almasaydı...” v.b. Tarz ifadelerle basitleştirmek ve gerçekte sorunun özünü gözden kaçırmak mümkün değildir. Sorunun özü eylem ile müeyyide arasındaki abartılı dengesizliktir. İnsanları öyle bir mekanizmayla borçlandırıyorsunuz ki bu kişilerin borcu ödedikçe neredeyse bitmez hale geliyor. Maksat da borcun bir defada ödenmesi veya kişilerin bunları öder hale gelmesi değil, sürekli olarak en yüksek faiz oranından ödemeye devam etmesinin sağlanması. Bunun mümkün olmadığı anlaşılan hallerde ise aynı bankacılık sektörünün yaptığı indirimleri duymak bile insanı şaşırtıyor. Ödemeye gayret eden, maaşına haciz konulan, malları bu yolla satılığa çıkan veya bu aşamada olan kişilere sağlanmayan kolaylık; kendisinden alacağın hukuken tahsili imkanı kalmadığı anlaşılan, şu veya bu yolla bunun önlemini alan kişi ve kurumlara sağlanan neredeyse yıllar öncesinin ana parasına denk gelecek şekilde ödeme kolaylığı biçiminde teklif edildiği duyulmaktadır. Oysa başlangıçta gerek faiz oranı kabul edilebilir düzeyde olsa ve ödeme gayreti içerisinde olan herkese bütün varını tükettiği anlaşıldıktan sonra yapılan tekliflerin yarısı yapılsa hiç olmazsa bu kişi ve kurumların borç ödeme iradeleri canlı kalacak, adeta ödedikçe çoğalan değil azalan bir borç talihsizliği içinde olduğunu fark edecek ve daha bir sıkı gayretedecektir.

 

Bu anlamda başa dönersek Ödeme Güçlüğü,  borçtan ödeme yolu ile değil diğer başkaca yasal yollarla kurtulma gayretinde olan bireyler – kurumlar yaratmaktadır. Bunun uzun vadede telafisi çok zor hem ticari ahlak açısından hem de kişisel değerler açısından yozlaşmaya neden olduğu ise apaçık ortadadır.

 

Bunun için yapılması gereken nedir;


1. Kanımca kredi veren kuruluşların elinde çok fazla kredi konusu olan taşıt,iş makinası, ev, arsa, işyeri, Makina v.b. Mal vardır. Bütün bunlar İster İcra Marifeti ile alacağa mahsuben alınmış olsun, ister leasing yolu ile verilen malın teslimi şeklinde olsun, tümünün gerçekte piyasa değerine uygun olacak şekilde yeniden fiyatlandırılması gerekmektedir. Yani bir kişinin piyasada gerçekte 100.000.,00.TL. kıymetli evi icra marifeti ile 40.000,00.TL.’ ye alacağa mahsuben satın alınmış olması durumunda,  kredi veren kuruluş tarafından  bu evin 40.000,00.TL. Olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Yeniden ve Güncel Fiyatlandırma yapılmalı, aracı kuruluşlar marifeti ile bu malların gerçeğe yakın değeri esas alınarak kişi veya kurumların borcundan tenzil edilmeli. Gerçekte kredi veren kuruluşlar satın aldıkları bu malı yine kendi yapısı içerisinde güncel değeri üzerinden satılığa çıkarmakta ancak aradaki farkı kendi geliri olarak ele almaktadır. Oysa Gerçekte kredi veren yer bu malı alacağı karşılığı düşük fiyattan alıp yüksek fiyatla satan komisyoncu görevi yapar durumuna gelmektedir. Onun yerine  alacağını tahsile çalışan, nihayetinde satın aldığı malı  güncel değeri ile 3. şahıslara devrettiğinde dahi esas olan başlangıçtaki alacak miktarından düşen, böylece borçlunun malının da değerlenmesini,  aynı zamanda borcun azalmasını hatta bitmesini sağlayan yer durumunda  olmalıdır.

 

2. Uygulanan Yüksek – Fahiş kredi faiz politikasından derhal vazgeçilmeli ve insanların ödeyebileceği makul faiz oranları esas alınmalı. Örneğin günümüzde enflasyonun yaklaşık    % 10 olduğunu kabul edersek, 1 yıl vadeli mevduata % 11- 13 arası faiz verildiğini kabul edersek kredi ilişkisinde akdi faiz v.b. Gibi akıl karıştırıcı çok çeşitli faiz modeli yerine Enflasyonun % 50 fazlası veya kredi veren kuruluşun aynı süreli vadeli mevduata verdiği faizin % 50 fazlası şeklinde faiz oranları tesis edilmeli. Ve derhal uygulanmalı.


3. Şu ana kadar kişilerin ve kurumların hacizli bulunan malları güncel değerleri esas alınarak isterse alacaklıya veya 3. şahıslara  devir ve temliki sağlanmalı,

 

4. Kredi veren kuruluşlar verdikleri kredinin belli bir miktarı kadar teminatı zorunlu almalı.

 

Borcun ödenememesi halinde bu teminatın güncellendirilmiş değeri borçtan başkaca takibe gerek kalmaksızın tenzil edilmeli.

 

Çözüm önerilerini ayrıntılandırmak mümkün. Ancak temel başlıklar olarak bunları sayabilirim.

B-Uygulayıcılar Açısından Değerlendirilmesi;

 

Alacağın takip ve tahsilinde yasa uygulayıcısı olan Kamu Görevlileri açısından durum gittikçe zorlaşmaktadır.


Uygulayıcı durumundaki Kamu Göerevlileri  mutlaka içinde bulunduğumuz koşulları bir bütün olarak görmeli,  borçlu profilinin artık değiştiği, sadece işsiz – kimsesiz – kadersiz kişilerin değil, artık belli bir işi olan, örneğin kendisi maliyede çalışan eşi hemşire olan, veya kendisi polis olan eşi öğretmen olan, veya kendisinin düzenli bir geliri olan, veya iş hacmi olarak orta ve üstünde gelir sahibi iken,  bu kişilerin karşımıza borçlu olarak çıktığını, borçlanmanın sadece bir ahlaki mesele olmaktan öteye bir durum olduğunu unutmamalı. Borçlu kişilere yaklaşırken içinde bulunduğumuz genel durumu gözden uzak tutmamalı. Uygulayıcı olarak yöntemini – yaklaşımını çok iyi belirlemeli. Devlet gücünü kullanırken diğer kişinin de sığınacağı yer olduğunu mutlaka hatırında tutmalı.


Gerek borçlular gerekse Alacaklı veya vekilleri muhatap oldukları kişinin ve kurumun Devletin (TMSF, 6183.SY. Gibi istisnalar hariç) tek hukuki zor kullanma gücü olduğunu ve bu gücün korunması gerektiğini unutmamalı. Yaklaşımlarını buna göre düzenlemeli hem kendi hem de diğerinin korunmasının öncelikle bu kuruma duyulacak saygı ile sağlanacağını her zaman aklında tutmalı.


Özellikle borçlu tarafından karşısında son olarak gördüğü Kamu Görevlisinin işini yaptığını unutmamalı, “....... Alda görelim, buradan mal çıkaracak adam doğmadı, al hepsi senin olsun, al da evine götür, çok meraklıysan sana yenisini getireyim v.b.” Meydan okumalarla veya “.... kendimi yakarım, çatıdan atlarım, kendimi doğrarım, çocuklarımı öldürürüm v.b” sonuçsuz çırpınışlara yönelmemeli, bu işin parasal sorun olduğunu unutmamalı ve belki o an değil ama bir gün mutlaka parasal sorunların çözüleceğine dair umudunu yitirmemeli, meseleyi paranın ödenmesi ile çözülebilecek bir durumdan borç ödense dahi sorun olmaya devam edecek başkaca cezai yollara taşımamalılar.


Moda deyimle medya bu tarz haberleri verirken kurum olarak Kamu Kurumlarının işini yaptığından çok talihsiz borçluyu taciz eden bir yermiş gibi takdim etmekten kaçınmalı. Devletin bu organının da hukuki işlem yaptığını verdiği haberlerde özenle vurgulamalı.


C- Yasa Koyucular Yönünden;

 

Yasa Koyucular toplumun içinde bulunduğu bu durumu dikkatle ele almalı, sorunu sadece borcu  af – erteleme boyutunda değerlendirmemelidir. Bankaları diğer ticari işletmeler dışında aynı zamanda toplumun sosyal dokusunu da doğrudan etkileyen kurumlar olarak görüp, Kamu için öngördüğü yeniden yapılandırma şeklindeki yasal düzenlemelere bu kuruluşları da dahil etmelidir. Borcun ödenememesi halinde ortaya çıkan vahim durum daha başından önlenmeli, yukarıda saydığım birkaç husus da içinde olmak kaydı ile buna uygun yasal düzenlemeler hayata geçmelidir.


Bu değerlendirme Ödeme Güçlüğüne düşmüş kişiler esas alınarak, ödeme sorunlarını temel esaslar dahilinde  göz önüne sermek ve günlük hayatın içerisinde karşılaştığımız sahnelerin yaşanmasına engel olunabilecek ve hayata geçmesi çok da zor olmayan bazı çözüm önerilerini sunmak için tartışmaya açık olarak düzenlenmiştir. Saygılarımla.

 

 

                                                                                  M. Cesur GÖÇMEN


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
HÜSEYİN ÇİÇER - 7 yıl önce
GERZE DEVLET HASTANESİNDE SEVİLEN İKİ ACİL HEKİMİ İSTİFA EDİP GİTTİLER VE DİĞERLERİDE EN KISA ZAMANDA AYRILACAKLAR. BUNUN SORUMLUSU BAŞHEKİM HİÇBİR ŞEY YAPMIYOR. MADDİ GELİRLERİ HASTANE DÖNERİYLE SON DERECE DÜŞÜRÜLEN ACİL HEKİMLERİ İÇİN DÜZELTME YAPTIRMAYAN BAŞHEKİMİ KİMSE SORGULAMIYOR. UZMAN DOKTORLAR BİLE GİTME DERDİNDE, YAKINDA TEK BAŞINA KALDIĞI ZAMAN NE YAPACAĞINI MERAK EDİYORUM.