“İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece”
İçinde bulunduğunuz yaşamı size anlat deseler nasıl anlatırsınız? Söze nasıl ve nerden başlarsınız. Hiç düşündünüz mü? Bu soruya Âşık Veysel yukarıdaki dizelerle karşılık veriyor. Doğum ve ölüm kapıları arasında yaşam denilen handa gece gündüz yürüyerek mutluluk arayan insanoğlu zaman anaforundan habersiz ölüm kapısına doğru yol alıyor. Bu yolculukta insanoğlunun en mutlu yılları çocukluk yıllarıdır desem bana katılır mısınız?
“Her şeyin ilki güzeldir.” Derler atalarımız. İlk mutluluklar, ilk sevinçler, ilk hüzünler hep çocuk dünyasında filizlenir. Merak duygusu, dünyayı tanımada bir sihirli değnektir bu çağlarda. Güzel olmasına güzeldir çocukluk zira değeri pek bilinmez zamanında. Yaşam denilen handa uçup gidiverir elimizden. İnsanoğlu bu ya; ömrünün sonbaharında yanar, tutuşur çocukluğuna. Yaşam terazisinde fark etmiştir çocukluğun değerini. Yaşadığı şu koskoca dünya bir horoz şekerinin ona verebildiği mutluluğu verememiştir.
İnsan ömrünün altın çağı olan çocukluk, sadece hafızalarda kalmaz. İnsanın duygu ve düşünce dünyasında hayallerle birleşip dizelere dökülür. Şiir evreninin gizemli atmosferinde dışa yansıtılır. Şair yaşadığı çocukluğun özleminde anlatır düşüncelerini. Anlatmasına anlatır ya o dönem artık hayallerdedir, ulaşılmazdır.
Türk edebiyatında da seçkin şairler çocukluğu konu alan şiirlerini özlem temasıyla yoğurarak işlemişlerdir. Biz de bu şairlerden seçtiğimiz özgün şiirleri kendi duygu ve düşünce evrenimizde tahlil etmeye çalışacağız. Şiir, her okuyan, her anlamaya çalışan kişiye göre farklı anlamlar kazanır; bir şiir bunu sağlayabildiği ölçüde evrenseldir, değerlidir. Bu nedenle biz seçtiğimiz şiirler hakkında yeterli söz söylemediğimizi düşünüyor; şiire gönül verenlerin daha özgün daha farklı yorumlar getireceklerine inanıyoruz.
İlk olarak sizlere, çocukluğunu özleyen bir Cahit Sıtkı Tarancı şiiriyle seslenmek istiyor, yapacağımız yorumların özellikle öğrenci arkadaşlarımıza ışık tutacağını düşünüyorum.
ÇOCUKLUK
Affan Dede’ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var, ne adım
Bilmiyorum kim olduğumu
Hiçbir şey sorulmasın benden
Haberim yok olan bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe,,
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce.
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim.
Cahit Sıtkı TARANCI
“Ah bir büyüsem, boyum uzasa, ben de işe gitsem, ben de ağabeyim gibi özgür olsam...” Bu sözleri hatırladınız değil mi ey yetişkinler! Bir zamanlar ağzımızdan düşmeyen sözcükler. Bir kedisi bile olmayıp annesine küsen neslin sözcükleri bunlar. Dünyaya hükmedenlerin sözlerinin geçmediği kavram olan zamanın insanoğlundan alıp götürdüğü çocukluğumuzun en büyük dileğidir büyüyüp yetişkin olmak. Yaşam pazarında insan yetişkin olup, hayata atılmak için çocukluğunu satar. Bir başka deyişle çocukluk yetişkinliği satın alır. Bu durumun tersini düşünürsek yetişkinlik çocukluğu satın alabilir mi? Olgunluğa erişmiş, yetişkin olmuş birisi çocukluğunu satın alabilir mi? Bunun cevabını insanların yorumuna bırakıp yetişkin birinin ağzından dökülen mısraları yeni şiirimizi tahlil etmeye çalışalım: İki altılık halinde, samimi bir konuşma havasında yazılan şiirin dili oldukça yalındır. Hece ölçüsünün dokuzlu kalıbıyla yazılmıştır. Dizeler arasında kafiye örgüsü bulunmaktadır.
İlk dörtlükte bulunan “çocukluğu satmak” anlam ünitesi çocukluğu geri vermek anlamındadır. Şair, çocukluğunu geri almak için Affan Dede’ye para sayıyor. Bu dizedeki “para saymak” anlam ünitesinin asıl anlamı yetişkinlikte kazandığı şeyleri (mal, para, ad, yaş...) çocukluğu için vermesidir. Çocukluk yıllarımıza döndüğümüzde mahallemizde bizlere şeker, dondurma, oyuncak vb. şeyler zaten nur yüzlü, tatlı dilli, ak sakallı, dedeleri anımsarız. Şiir kişisinin Affan Dede’si böyle biri olsa gerek. Daha sonraki dizelerde yaşından ve adından vazgeçen şair çocuk tabiatı gereği kim olduğunu bilmemektedir. Daha doğrusu bilmek istememektedir. Çocukların dünyası kendine özgüdür. Gerçek dünyadan farklı adeta kendilerine göre bağımsız bir dünyada yaşarlar. İnsanoğlu büyüdükçe dış dünyanın yörüngesine girmek zorunda kalır, bu nedenle çocukların dış dünya ile ilgili sorumlulukları yoktur. Onlara kimse hesap sormaz. Onlar sadece kendi dünyalarından haberdarlardır. Dış dünyadaki olup bitenden haberleri yoktur. Haberleri olsa da olayları kendilerine göre yorumlarlar.
“Bilmiyorum kim olduğumu/hiçbir şey sorulmasın benden/haberim yok olan bitenden” dizeleri çocukluğuna dönen şairin biraz önce değindiğimiz duyguları yaşamak istediğim bir göstergesidir. Şair çocukluğundaki kendi dünyasına dönmek istiyor açıkçası. Bu bir anlamda yetişkin insanın, bunaldığı gerçek hayattan kaçışıdır. Psikolojiye göre bu günden memnun olmayanlar düne dönerler. Bu yolla biz de şairin içinde bulunduğu psikolojik atmosferi teneffüs edebiliyoruz.
Şiirin ikinci dörtlüğünde şair her şeyini bırakıp döndüğü çocukluğunun tasvirini yapıyor.”Bahar havası” anlam ünitesi çocukluğun tazeliğini, ferahlığını ve güzelliğini betimliyor. Havuzdaki suyun şırıl şırıl akması çocukluğun canlılığını ve hareketliliğini anlatıyor. Üçüncü dizedeki “uçurtmam bulutlardan yüce” mısrası çocukluğun temel uğraşlarından biri olan uçurtma uçurmayı belirttiği gibi insanoğlunun çocukluğundaki özgürlük tutkusunu yansıtıyor. Uçurtma çocuk yüreğinin özgür ve ulaşılmaz olma düşüncesini belirten en önemli araçtır. Bu duyguyu bir başka şair şöyle dile getiriyor:
“Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz.”
Bu dizedeki özgürlük duygusu insanın ta çocukluğundan beri arzuladığı ve ileriki yaşamda kendine amaç edindiği hayalidir.
Şair çocukluğunda vazgeçmediği şeyleri anlatmaya devam ediyor. Sırada zıpzıplar var. Kiminin bilye kiminin misket diye bildiği zıpzıplar. Onlar adeta çocukluğun sembolüdür. Ayrıca onların pırıl pırıl olarak nitelendirilmesi onlara verilen değeri, saf ve temiz çocukluğu yansıtıyor. Çocukluğumuzun diğer bir vazgeçilmezi olan çemberi unutmuyor şiir kişisi “Ne güzel dönüyor çemberim.” ifadesi geçirilen çocukluk günlerinin güzelliğini dile getiriyor. Son dizede şair, buraya kadar hayal ettiği uğruna her şeyi verdiği çocukluk günlerinin bitmemesini istercesine “hiç bitmese horoz şekerim” diyor. Şair için horoz şekerinin bitmesi, çocukluğun bitmesi anlamına geliyor.
Cahit Sıtkı Tarancı, mizacı itibariyle içe kapanık, dış dünya ile iletişimde sorunlar yaşayan kendine özgü bir şahsiyettir. O her zaman içinde bulunduğu gerçek âlemden mutsuzluk duyar ve şiirlerinde genellikle geçmişe sığınır. Bu şiirimizde yarattığı şahsiyet ile Cahit arasında hayata bakış açıları bakımından bir hayli benzerlik vardır. Kısacası Cahit, yazdığı bu ‘Ben şiiri’ ile kendi ‘ben’ini yansıtmıştır. Çocukluğa duyduğu özlemi hayal de olsa ona dönerek gidermeye çalışmıştır. Bu yolla bir kez daha kendi duygularında evrenseli yakalamıştır Cahit.
HEP ÇOCUK KALMANIZ DİLEĞİYLE…
FATİH ARSLAN