Saçı sakalı birbirine karışmış ihtiyar bir delikanlı, elinde belki kendinden de eski bir ud kaldırımının bir kenarına oturmuş.
Karanfil Sokak’ta üç tane “Çinçin Bebesi” ellerine darbukalarını alıp banka bağdaş kurmuşlar.Kimse umurlarında değilmiş gibiler, değil de zaten.
İki genç kız ellerinde gitar bir ağaç gölgesine oturmuşlar. Biraz acemi biraz çekingen.
Tunalı Hilmi’de baba-oğul, babanın elinde klarnet, çocuğun elinde bir konserve kutusu.
Sokak sanatçılarından bahsediyorum. Ama bahsetmek istediğim başka bir şey aslında. Artık eskisi gibi seslerini ulaştıramıyorlar kalabalığa. Çünkü hele de gençlerin hemen hemen hepsinin kulağında bir müzik çaların sesi yankılanıyor. Sokağın sesine o kadar yabancılaşıyoruz ki. Sokak sanatçılarının sadece görüntüleri yer ediyor hafızamızda, onların yanından geçip giderken bile kulağımızda çok farklı bir ezgi çalınıyor.
Oysa ne güzeldir sokağın sesi.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Karanfil Sokak’ta ilerlerken ikinci kez gözüme çarpıyor o güzel gözler. Eski gazete ve dergilerin satıldığı bir işporta tezgâhında. İlk defa 1968 yapımı “Bullitt” filminde etkilemişti o gözler beni. Jacqueline Bisset’in gözleri. Hayat Dergisi’nin 20 Ocak 1972 tarihli sayısının kapağı. Üzerinde250 kuruş yazan dergiye 1 TL verip satın alırken, bir an düşüncelere dalıyorum. Jacqueline Bisset’in bir dönemler pek çok duvarı posterleriyle süslediği muhakkak. 1944 doğumlu aktris şimdi 67 yaşında. Hala öyle güzel değil tabi ki.Zaman çok şeyi alıp götürüyor.En çok kaybedenler de, hayatın en cömert davrandıkları mı oluyor yoksa? Zamanla kaybedenler ve zamanla kazananlar, üzerine uzunca düşünmek gerek zor da olsa.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
1979 yapımı esrarengiz film Stalker’ı (1979)bilmem kaçıncı kez izlerken filmin Rus Yönetmeni Tarkovski’nin bir söyleşide söylediği söz geliyor aklıma. “Stalker” idealist oldukları için gerçek hayattaki tüm savaşları kaybeden insanlardan sadece biri. Tarkovski filmleri mutlu bir sonla bitmez, aslında bir sonu bile yoktur. “Stalker” da öyle. Görsellikle süslenmiş bir kitap okur gibi izleyebileceğiniz bir film “Stalker”. Sıkılacaksınız belki de; çok fazla günümüz sineması tadında değil çünkü. Ama diyaloglara, bir resim sergisinde gezinir gibi sizi alt üst edecek görüntülere ve müziklere dikkat edin derim.
Stalker (İz Sürücü) hayalî bir dünyadan mı, yoksa gerçek bir inançtan mı söz etmektedir?
Film bittiğinde cevaplar değil, yeni sorular bulursunuz karşınızda.
Filmin sonlarına doğru İz Sürücü’müz “renksiz ve kısır bir hayat yaşamaktansa, acılı bir mutluluk daha iyidir.” der.
Bu satırları yazarken bulduğum filmle ilgili güzel bir analiz de aşağıdaki linkte.
http://www.magaradergisi.com/sanat/217-stalker-iman-suphe-kabul-etmez
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Hikmet Gülgönül