SÖMÜRGECİ VESAYETİN YOLU


Volkan Yaşar Berber

Volkan Yaşar Berber

Okunma 13 Nisan 2021, 17:19

     İnsan hayatı boyunca gerçekçiliğin peşinde koştuğuna inanarak boyun eğer bir takım oluşumlara lakin bu boyun eğmenin de kendince soruştura bilinirliği nedir? diye sormak gerekmez miydi? Tarihi tanımının dışında her zaman her insanın gerçekçilik hakkında çok farklı düşünceleri olduğu katidir. Kendinden önce gelenlere yani geçmişle bağları koparmak ve şimdiki zamana uyumluluk sağlayacak vakalarla tamamlamak içeriği düşünülebilinir.

Bilinçli ve örgütlü bir hareket olan gerçekçiliğin ortaya çıkarılmasındaki araçlara yeterince sahip çıkarak tarihi bilgilere ulaşabilmek uğruna ne kadar çaba sarf edilse de maalesef en doğrusu bu diyebilme olanağımız varsa da menfi kararlar alınabilmektedir. Geçmişi geleceğe dönük tarafsızca anlayabilirsek, çıkarlarımız çıkarları olmadan, mamafih tanımlanmamış söylemleri yorumlayabilirsek aslen kanımca gerçekçiliğe ulaşılabilinir.

İstemi, gerçeğe sıkı sıkıya bağlanarak yönlendirebiliyorsa araştırmacı daima gerçeğe daha yakın olabilir ki bunun başlangıcı iradedir. Geçmişle alakalı kitaplardan, vesikalardan alıntılarla, göndermelerle, araştırmalarla yeni bir düşünceye kapı aralanabiliyorsa bunun da değerlendirilmeye alınılması ve gerekli tahdidata tutulmayarak derince üzerine gidilmesi gerekmektedir. Bir kopuş ve uyumsuzluk var ise bunların ne, neden, nasıl, nerede sorularının elbet cevaplanabilmesi gerçeği olduğu gibi oluşturamasa bile bir gerçeklik duygusu oluşturabilecek imkânlara sahiptir. Çalkantılara direnen eskimiş duyarlılığa ve anlatım biçimine tepki olarak yenilerin önünün açılmasıyla mekân ve zaman kavramlarını altüst edecek estetiksel uyumluluklara sahip çıkılmalı.

Gerçekçilik, kışkırtmacı ruha sahip merak ve bilgiye aç daima hedefe ulaşabilmeyi amaç edinen ciddi çalışmaların meyvesidir. Zamanımızda baktığımızda maalesef çoğu gerçek bilgilerin gün yüzüne çıkmasına imkân vermeyen güçlerin kendilerince yeni tarih yazdırarak insanoğlunu zehirlemeleri içten bile değil, geçmişe karşı açılan bu savaşın sonunun hayra hizmet olmadığı gibi modern dünyanın gelecekte ele aldığı konulara set çekmektedir ki dünyayı yeniden kendilerine göre biçimlendirmeye alet etmişlerdir. Aslen modern dünyanın artık kültürel mirasına sahip çıkmasıyla buna gönül veren kişi, kurum, kuruluşları vb. ayırt etmeksizin desteklemesi gerekmektedir.

Dış güçlerin ideali daima kendi politik siyasetlerine razı etmek olup varılan iktidarı düşürmek için iç-dış şer odakları harekete geçirmektir ki bunların altyapısını oluşturabilmek adına zamane çalışmalarını başlatmışlardır. Bulunduğumuz coğrafyanın dünyanın kalpgahı olduğu bilindiği gibi bir o kadar da esrarengiz entrikalara da meydan verdiği sahih kaynaklarca sahihtir. Osmanlı bizim kökümüzdür ona sahip çıkmak adına değerlerimizi bize unutturarak mankurtlaştırma politikası izleyenler daima gayelerine uygun adımlar attırmaya çalışmışlardır. Sayısız birçok yaşanmış lakin gün yüzüne çıkartılmayan şer olaylar vardır ki önemsenmeyecek kadar çoktur.

               Her daim sömürenler, sömürdükleri üzerine de yeni bir modeli uygulamaya koyulmuşlardır. Gaye basittir kendileri gibi düşünen kendileri gibi davranışlar sergileyen toplum oluşturmaktır. Elbette bunun mümkün olabilmesi için o idarecilerin düşündükleri insan modelinin her şeyi yeni ve otoriterli olmalıydı. Tarihi yazısı, giyim-kuşamı, dili, inançlarına kadar. Ayrıca o var olan yeni siyasi ekibin bütün dişli muhalifleri de sahnede olmamalı ki rahatça hareket ederek kararlarını uygulayabilmeliler yani siyasi güç ve kuvvet kendilerinin elindeydi. Evveliyatında dıştan başlamak en göz alıcı haliyle uygulamaya konulmalıdır ki giyim ve kuşamları kendilerini işgal eden sömürgecilerle aynı olmalıdır. O zamane kılık-kıyafet kanunuyla dahi binlercesi tutuklanmış, yüzlercesi idama gönderilmiştir. Sonrasında da geçmişle hiçbir bağı kalmaması sağlanmalıdır ki bir nevi iç güvenlik babında dili değiştirilmelidir ki yüzlerce asırlık bilgi birikimi bir harf kanunuyla terk edilmiş olsun mamafih inançlarına sıra gelinir bu uzun ve yorucu süreçtir.

  Hakeza dünyadaki bütün mühim medeniyetlerin kurucusuydu elbet bu görüşte koca bir yalandı.  Emperyalistlerin muhtelif çok zengin metotlarına tarih şahit olmuştur. Kendi ideolojilerini benimseyecek halkın aydınlarını ikna ederek işe başlarlar ki O ülkenin söz sahibi olabilecek kişileri, kendi ülkelerine gelmelerini sağlayarak, orada eğitirler. Mamafih Hedef ülkenin toplumunun duygu ve düşüncelerini önceden biçimlendirerek yönlendirirler. Sonrasında O ülke insanları kendiliklerinden, gönüllü olarak, iyi bir hareket ettiklerini sanaraktan tüm olanaklarını emperyalistlere açarlar.

Temellerini var olan sahayı iyi tanıyabilmek için evvelden araştırmalarını derin yaptırırlar ki geri tepmemesini sağlarlar. Uzun süreli lakin hissiz propagandalara başlatılarak basın, medya, siyasi, politik senaryolar peş peşe sürdürülür. Gözleri ilerisini göremeyecek kadar körleştirilen toplumlar, politikacılar, aydınlar hayran olup aşırı benimseyerek ve kaçınılmaz olarak bilahare halkına aşıladıkları düşünce artık şu olur, ''Batılılar ve Batılı fikir, düşünceye sahip insanlar övülmeye, yüceltilmeye amansız fazlasıyla layıktırlar.''                                      

              Uzun zamandır basın olsun medya olsun sürekli takibimdeyimdir ki, yarın herhangi bir şey karşısında bu icraatlar, konuşmalar memleketin aleyhine cereyan edebilir. Global hayat standartlarından çok aşağı seviyede yaşam mücadelesine tutsak edilmiş halkımız içte ve dışta neler olduğu bittiği farkında değiller maalesef! Basın Medya, gerçeklerin beşte birini icazetli sunum yapabiliyorken, sosyal medyaya izinsiz paylaşımlarda olmasa bihaber olacağız. Bugünümüzün Türkiye’sinde, dünyanın her tarafından çeşitli mezheplere, çeşitli partilere çeşitli STK’lere mensup olan insanlar, gazeteler, zümreler çığ gibi artmaktadır. Sahip oldukları Basın-yayın, müzik, tiyatro, belgeseller ve diplomatik koltuklarını kullanarak bu milletin temel değerlerine inançlarına saldırıyorlardı. Geçmişte de aynı canhıraşane gayret günümüzde de acımasızca devam etmektedir. Bu kapitalist zihniyetler birtakım muhtelif kamuflajlar altında, cihat ve şehadet ruhunu baltalamak, toplumumuzda var olan ruhani değerleri eksiltmekle, gözleri tamamen maddeye çevirmek istemektedirler. Resmi ve Dini bayramlarda dahi müstehcen filmler, belgeseller, yarışmalar düzenleyerek sosyal ahlakını bozmakla, diğer uygunsuz kültürleri dayatarak gençlerimizin edep ve ahlakını bozmak en öncü hedefleridir.
             Tarih boyunca bu tür olaylar gelişirken, kapitalist şer odakları her zaman geri planda, gizli kaldı, lakin her şeyin ipleri kendilerindeydi ve tüm teşkilatlanmalar, mücadeleler sonuçta kendilerine ulaşıyordu. Zamanımızda da halen varlıklarını sür dürdükleri gibi yaşanan tüm evrensel vukuatların arkasındalar, yönetimde söz sahibi olabilmek adına her şeyi göze alanlar başta başkanları, uzmanları, siyasetçileri, sivil toplum örgütlerini yönlendirmektedirler. Yüzyıllardır gayrimeşru yapılanmalarını sürdüren şer odakları projelerini yıllarca sürecek bir sürece bağlayarak derin tezgâhlar kurarlar. Bu gizli kapaklı haberleşme kanallarıyla yürütülen süreçlerin meyvesini alabilmek uğruna her türlü maddi desteklerini esirgemeyen dış mihraplar, sosyalleşmeyi tamamen bitirmek var olan beşeri münasebetlerin yozlaştırılmasına çalışarak toplumun manevi gözünü hedef almışlardır.

Çeşitli maskeler altında dine hücum etmeyi meslek edinenlere tesir etmeyeceğini bilmekteyiz. Ancak muhtelif sebeplerle, ecdadını tanımaktan mahrum kalmış kimselerin bu gibi acı ama gerçek olayları yaşaması içten bile değil. Bugün Dünya'da ekonomik sömürgecilik yayılmasının yanında kültürel sömürgecilikle baş başa sürdürülmektedir. Bazı tarihi ve bilimsel gerçeklerle affınıza sığınaraktan anlamaya ve anlatmaya çalışacağım, Sömürgeciler yarattığı uygarlığı tek ve üstün olarak gördüklerinden ideolojileri de o yöndedir. Vesselam öncü karakterleri Haris, Açgözlü, Kurnaz olmaktır ki bunu uzun ve sinsi kurgularıyla, her yol mubahtır tarzından emellerine ulaşırlar. Dost gibi yaklaşarak sanki asli niyetlerinin demokrasi, insan hakları, işbirliği, ortak refah, desteklemek adına, o devlet üzerinden menfaat sağlama hattaki ekonomik değerlerine ortak veya sahip çıkmaktır gayeleri,
           Türkiye ve Ortadoğu üzerinde nasıl oyunlar oynandığını ve oynayacağı batı kaynaklı olmakla birlikte, içeriden alçaklarında desteğiyle planlamaktadır. Elbette her şey petrol içindi, Petrol ise Osmanoğullarının elinde idi. Osmanlı tarih boyunca Avrupa'nın Hıristiyan âleminin hedefi oldu. Hıristiyan âlemi yüzlerce sene Osmanlının sırtına çıkmaya çalıştı. Osmanlı tek başına ona dayanmaya çalıştı. Avrupa'nın tüm şeytani entrikalarına karşı direnildi. Avrupa'nın nadir olsa da Osmanlıya yardım etmelerinin tek sebebi Bolşevik korkusu idi. Avrupalılar tarih boyu Türk milletiyle hep bu korku sebebiyle ittifak halinde olmak istemiştir. Bu korku kalksa, Moskofla işbirliği yapmaya ve Türk düşmanlığı yolunu açmaya yeniden tevessül edeceklerdir. Milletin menfaatlerini koruyan ''yabancı düşmanı'' kimselerin başına gelenleri geçmişte olduğu gibi bugünde ibretle izlemekteyizdir. Batı, Ortadoğu da herhangi bir devletin güçlenmesine dolayısıyla Hristiyan dünyasının menfaatlerine gölge düşmesine kesinlikle müsaade etmez, kendi aleyhine tehlike sezdiği zaman derhal şeytani tüm odaklara nüfuz ederek iç karışıklıklar, darbeler çıkarmakla devletlerin güçlenmesini engeller ki daima kendileri güven ve refah içinde kalabilsinler.

Geçmişte olduğu gibi var olan tüm kaynakları sömürerek yükselenler yeni dünya düzeninde de varlıklarını sürdürebilmek için arayışlarını genişleterek Güneydoğu Asya'da, Ortadoğu da kendilerine yeni kanlı bir sayfa açmışlardı. Birinci dünya savaşından sonra bilhassa Afrika'daki Alman sömürgeleri, Ortadoğu da Osmanlı egemenliğinden kurtulan ülkeler sorununa çare olarak Fransa ve İngiliz Uluslar Topluluğu, Milletler Cemiyetinin manda statüsü tanıdığı bu toprakları yönetmeye karar verdiler kendilerince sadece ve sadece onlar bilir onlar yapabilirlerdi. Daha sonraları sömürge altındaki ülkeler zamane bağımsızlıklarını kağıt üzerinde ilan etmiş görünseler de gerçeği yansıtmadığı sahihtir. Ortadoğu ülkeleri stratejik konumları ve önemli petrol rezervleriyle iki süper güç ve yandaşları için büyük önem arz etmekteydi. Osmanlı İmparatorluğunun coğrafi konumu, topraklarının zenginliği ve jeopolitik önemi dolayısıyla eski zamanlardan beri daim göz önünde olmuştur. Lakin Emperyalizmin ekonomik, politik ve askeri stratejileri açısından Bağdat demiryolunun geçtiği bereketli coğrafyalar, dünyanın en önemli bölgelerinden biri konumundaydı.

              Aslında sadece görsel değiştirilerek içeriği saklı kalmak kaydıyla yeni sömürgeci dünya düzeni kurulmuştu ki buna ültimatom vermek büyük cesaret ister. Harcırahı ne kadar büyük ise sömürgenin maalesef sefaleti de o kadar büyük idi. Oryantalizm doğulu kültürel formlarının incelenmesi, Doğuya ziyarette bulunan araştırmacıların doneleri, daha çok sanat ve kültürel eserlerinin incelenmesi yanı sıra yeraltı ve yerüstü zenginliklerini de kapsar ki merak ve hayranlık sonucu ortaya çıkan bir bilim dalı olarak görülmüştür. Mamafih Oryantalizm Doğu ile Batı arasında ontolojik ve epistemolojik ayrıma dayalı düşünüş şekli olarak algılarsak şark ile uğraşan toplu bir müessesedir.  Şark’a dair kanaatleri tetkik eder, tasvir eder, tedris eder, iskân eder, yönetme ister ve lakin Doğu’ya hâkim olmak, amiri olmak güdüleri sübliminal ön plandadır.

 Birçok oryantalist seferlerine çıkmadan evvel ‘’Ecole de Public’’ adı verilen kurumlarda sefere gidecek kişiler, sefer yapılacak coğrafyanın kültürü, sanatı, ananeleri, kaynakları, bürokrasisi hakkında detaylı donatılırlardı. Buradan Oryantalizmin aslen hegemonik yapısını keşfetmiş bulunuyoruz. Emperyalizmi kınayan bağlantısız hareketlerin sonu hep hüsran olmuştur. Destek göremeyen her girişim muhakkak acı bir şekilde sonlandırılarak büyük gözdağı verilmekteydi. Ancak dışarıdan geniş destek alabilenlerdir ki 'yardım almaya alışan emir almaya da alışır.' misali yeni büyük tehdit altına girmekteydiler. Kendi göbeğini kendin keseceksin ki kendi milliyetçiliğini, uhruviyetini tekrar kazanabilesin.

Zamanımızda maalesef siyasi açıdan kısmen, ekonomik açıdan pek çoğu yetersizdir. Artık yüce Türk Milleti alenen bilmektedir ki, Nereden, ne maksatla geldiği bilinmeyen ve üzerinde kendi milli kudretimizle işlenmeyen fikirler milli bünyemizi sarsar, Kendi ilim müesseselerinde işlenmemiş veya kontrol edilmemiş bayağı fikirlerin tatbiki diğer bir bakımdan da tehlikelidir. Uzun uğraşlar ve araştırmalarım sonucu yukarıdaki sözü edilen şahısları bir dış analize tabii tuttum ki. Çeşitli kaynaklardan söz konusu yazarların kimliğini ve karakterlerini, kitaplarına ulaştım. Keşke yapmasaydım mı desem?

Kayıp Oryantalistler bir gizem maalesef okudukça!

             Batı'nın kendi zihniyetini yayabilme gayesiyle geçmişte birçok kereler seyyahlarını, Doğu coğrafyalarına siyasi, politik, finans desteği sağlayarak yıllar süren incelemelerine destekler vermiş olup günümüzde bu kaynaklarından faydalanarak dolaylı, dolaysız menfaatlenmektedir. Biraz irdelediğimizde Batı'nın her şeyi tanımladığını, biçimlendirdiğini, konumlandırdığı kaynaklarca sahih olup bunları gerçekleştirebilmenin gücünü nereden aldığını biraz olsun izah edebildiysem ne ala! Vesselam Batı uygarlığı, Doğu uygarlığına nazaran daha maddiyatçı daha menfi iradeye sahip olduğunu ve muhtelif sömürgeleştirme niyetiyle uzun uğraşlar içinde bulunduğunu söyleyebiliriz. Dinsiz ve Ahlaksız bir millete bu dünyada hayat hakkı olmadığını tarih gösteriyor. Hiçbirimizin hayatı uzun değildir vesselam tarihimizi iyi tetkik etmenin yanında daima uyanık olmalıyız!

Araştırmacı Yazar-Tarihçi

Volkan Yaşar Berber

                                                        

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sarı çizmeli - 3 hafta önce
Araştırmacı yazar , Tarihçi diye kendini betimleyen bu arkadaşın kim olduğunu , nasıl Tsrihçi olduğunu , hangi okulu bitirdiğini, nerelerde çalıştığığnı varsa basılı eserleri olup olmadığını bilmek isteriz.
Yukarı ds ki yazdığı yazının bölümleri sanki bir yerlerden alıntı yapılmış gibi. çünkü yazılan yazıda bir bütünlük olmadığı gibi,ne yazdığı ne söylediği belli değil.
Bu kişiyi yazı yazsın diye çok mu aradınız..Yazdıkları oradan buradan alıntı .Çok merak ettim bu Araştırmacı ,tarihçi vatandaşı.
Avatar
Sarı çizmeli - 3 hafta önce
İlber Ortaylı bile araştırma ve tarih konularında iddislı olduğunu belirtmezken , bu arkadaşı tanımak isteriz.Hangi okulu bitirmiş,Tarih konusunda master, doktorasını nerede yapmış ,yazılı eserleri nelerdir vs.Yazdıklarına baktığımızda bir ordan bir burdan ne yazdığı belli değil.Ayrıca her pragraf bir yerlerden alıntı yani intihal gibi.G K A. Bu yazarla ilgilenmeli.
Avatar
Göbeğini Kaşıyan Adam! - 2 hafta önce
Sarı çizmeli rumuzlu yorumcu. Ben bu yazar arkadaş ile bir süre ilgilendim. Sonra “bırak, bu da dağınık kalsın” dedim, kendi haline bıraktım. Benim yazar ile yeniden ilgilenmem için önce onun seninle ilgilenip bir yaşam belirtisi göstermesi lazım. Diğer yandan, senin de onunla çok ilgili olmadığın yorumlarından anlaşıldığı için yazarın da seni muhatap alıp bir cevap vereceğini sanmam. Sonuç olarak, ben bu topa girmem. Sizin aranızda. gka